28 Haziran 2016 Salı

MARATHON DU MONT BLANC - 80K - 6000+

 Önce biraz bu yarışa nasıl hazırlandığımdan, daha doğrusu hazırlanamadığımdan bahsedeyim.

Şubat ayı başındaki Çekmeköy 50k koşusunda sağ alt baldırda shin ağrısı peydah edince sakatlıktan çok çekmiş birisi olarak kendimi ister istemez geriye çekip 2 hafta dinlendim. ay sonuna doğru bir antrenman koşusu daha yaparak Şubat ayını 3 koşu ile kapattım.

Mart ayında Antalya 42k, Çekmeköy 50k ve Nashira 80k ile üçlü yükleme yapınca aynı ağrı tekrar ortaya çıktı. Nisan başında bir antrenman koşusu yapıp 15 Nisandaki İstria 110k yarışına kadar dinlenmeye çekildim. İstria yarışında ağrı bu sefer daha ciddi ortaya çıktı. O yarışta 57k-75k arasında çok fazla iniş çıkış olmamasına rağmen 18k mesafeyi 5 saatte ancak alabilmiş ve 75k'da yarışı bırakmak zorunda kalmıştım. Ve Nisan ayını da toplamda 1 antrenman, 1 yarış ile yani 2 koşu ile kapatmış oldum.

Mayıs ilk haftası 3 antrenman koşusu yapıp tekrar dinlenmeye çekildim 15 Mayıs'da Kazan Maratonu'na gittim. Ağrı halen oradaydı. Ne olduruyordu ne öldürüyordu. Yol maratonu bir patika yarışı için ne kadar kıstas olabilirdi bilemiyordum. O yüzden kendimden tam emin olamıyordum ve tekrar dinlenmeye çekildim ve Mayısı da 4 koşu ile kapatmış oldum.

Haziran ortasında pasımı atmak için 3 defa 5k koştum. Bizimkisi halen oradaydı. AMA BEN BU YARIŞI İSTİYORDUM. Yarış tarihine kadar tekrar koşmadım.

Bunca antrenman eksikliğime rağmen ve sakatlığımın devam etmesine rağmen malzemelerimi ve ağrı kesicimi yanıma alıp Fransa yolunu tuttum :)

Perşembe yarış kitimi aldım ve dinlenmeye çekildim. Yarış Cuma sabahı 04:00 de başlayacaktı.

Yarış start noktasında yerimi aldığımda 107'si kadın 1076 koşucunun arasındaydım. Resmi kayıtlara göre 82k mesafeli 6000+ kazanımlı bu yarışı (benim saat hem mesafe hemde kazanım için çok daha fazlasını ölçtü) her şeye rağmen koşacaktım.

İlk 2k hafif tatlı yokuş şeklinde şehir çıkışı olduğu için nispeten geniş yolda kendinize yol bulmak çok zor olmuyor (ama bunun 2 katı kişinin start aldığı 43k yarışı için aynı şeyi söyleyemem). 2k'dan sonra patika başlıyor. 1k kadar daha gittikten sonra dizilim oturmaya başladığı için daha rahat yol bulabiliyorsunuz. Ve patika ile yükselmeye başlıyorsunuz. 1000mt civarı rakıma sahip şehirden dağlara doğru yükselmeye başladıkça rakımın etkisini hissetmeye başlıyorsunuz.

6,5k'da yeşil örtü bitiyor 7,5k'da 1300mt irtifayı hali hazırda kazanmış oluyorsunuz ve kar örtüsü başlamış oluyor. 1,5k kadar da kar üzerinde çıkıyorsunuz ve 9k mesafede aralıksız 1500mt yüksek kazanımı yaparak 2461 rakımlı Brevent noktasına ulaşıyorsunuz. 9k boyunca aralıksız çıkmak ve yüksek irtifa insanı nefessiz bırakıyor. Ama zirvenin manzarası mükemmel :)

Buradan inişe geçiyorsunuz. Kar üzerinde 2k kadar gidip Altitude 2000 isimli (yaklaşık 2000 rakımda) CP'ye geliyorsunuz. Burada kar örtüsü kendisini toprak örtüye bırakıyor. Bu geride bıraktığınız kar üzerindeki 2k çıkış ve 2k iniş esnasında ayakkabınız yeterince tutunma sağlayamıyorsa çok ciddi zorlanabilirsiniz. Bende Hoka'nın en büyük dişli modeli Speedgoat olmasına rağmen tutunma problemleri yaşadım. Buradan 2k kadar toprak yoldan sert inişle 1800 rakımlara inip tekrar yükselmeye başlıyorsunuz. Muhteşem manzaranın eşliğinde yavaş yavaş yükselip 20k civarında 2115 rakımlı Tatu aux vent zirvesine gelmiş oluyorsunuz.

20k içerisinde 2 tane 2bin rakım üzeri 2 zirve görüp 2000+ kazanım doldurmuş oluyorsunuz. Yarışın kolay geçmeyeceğini yavaş yavaş hissetmeye başlıyorsunuz. Bu bölgeler rakım gereği pek ağaçlı değil. Taşlık zemin çok fazla. 1700-1800 rakım civarına kadar ağaç var. Sonrasında ağaçlar bitiyor ve toprak azalıyor. 2000 rakım civarında da toprak bitiyor, zemin genelde taşlık haline gelip kar örtüsü yavaş yavaş başlamış oluyor.

Sonrasında 6k sert bir inişle 26k Le Buet 2.inci CP'ye geliyorsunuz. Muhteşem bir orman yeşilliğinin içindeki bu şirin köydeki ortam insana kendisini hayrak bıraktırıyor.

Antrenman eksikliğimi inişlerde koşarak kapatmaya çalışıyordum. Oldukça sert inişlerdi. Bende yavaş koşmama rağmen bu kısımlarda dahi inişleri yürüyerek inenler olduğu için onları geçebiliyordum. Yokuşlarda nispeten yerimi koruyabilsemde sert yokuş geldiğinde antrenman eksikliğim yüzünden geçiliyordum.

Buradan 5k mesafede 750+ kazandıran sert bir yokuşla karşılaşıp 2000 rakımlı Loriaz'a ulaşıyorsunuz. Normalde orijinal rotada buradan devam edilip 2600 rakımlı bir zirveye çıkmanız gerekiyor ama bu bölge çok karlı olduğu rota değiştirildi. Bunun yerine 4k kadar bir iniş yapıyorsunuz. 3k mesafede yaklaşık 700mt irtifa verdiğiniz bu sert inişle 1300 rakımlarda yeşillikli bir vadiye iniyorsunuz.

Bu vadiden sonra 3k mesafede yaklaşık 750mt irtifa kazanmanız gereken oldukça sert bir yokuşla karşılaşıyorsunuz. Burada hem güneş yükselmişti hemde vadi oldukça havasız olduğu için sıcak hava fazlasıyla işi zorlaştırıyordu. Öyle ki 150 nabızla gitmeme rağmen 30:00 civarı pace ancak  yapabiliyordum. Sonlara doğru her 50mt'de bir kenara çöküp kalmış, soluklanan koşucular görmeye başlamıştım. Elinizi uzattığınızda taşlara dokunabildiğiniz sert ve kırıcı bir yokuştu.

39k'da bulunan Emosson barajının yanındaki 3.üncü CP'ye geldiğimde kendimi oldukça dermansız hissediyordum. Burada biraz atıştırıp, nefeslenip fazla oyalanmadan ayrıldım.

Buradan sonra çıktığınızdan çok daha sert bir inişle 3k mesafede 800mt irtifa vererek 1150 rakımlarda Chatelard köyüne iniyorsunuz. Burada Milka reklamlarındakine benzer devasa çanları olan otlayan inekleri görmek hoş bir sürpriz oldu.

Buradan sonra arada küçük inişleri olsa da tamamına yakını sert çıkış olan bir 6k'lık yokuş ile 2322mt irtifadaki 48k'da ki Tête de l’arolette zirvesine varıyorsunuz. Buradan sonra biraz rahatlıyoruz, çünkü iniş başlıyor. 7k'da 850mt irtifa veren bir bir inişle Le Tour CP'ye geliyoruz. Buralardaki inişlerde dahi koşucular oldukça halsiz oldukları için çok yavaş bir tempoda iniş koşmama rağmen pek çok kişiyi geçmiştim çünkü tamamı yürüyordu.

Buradan sonra yol biraz düzleşiyor. Genelde hafif iniş, arada hafif çıkışlar yaparak 10km yol alıp 65k Su noktasına ulaşıyorsunuz. Bu noktaya geldiğimde saat 21:30'u biraz geçmişti ve karanlık basmıştı artık. Aldığım fazlaca ağrı kesici yüzünden ufak çapta bir mide kanaması geçirip bu noktada biraz kustum. Biraz su ve kola midemi toparlamam gerekti.

Bu noktaya gelinceye kadar yarışın başından beri yüzlerce kişi geçmiştim belkide. Ama 22:00 civarında buradan çıkarken arkamda kimsenin kalmadığını öğrendim. Kimse yoktu. Çünkü o yüzlerce kişiyi bu amansız yarış çoktan sindirmişti.  Gücüm tükeniyordu, arkamda kimse kalmamıştı ve önümde son CP'ye varmak için 6k mesafede 820mt irtifa kazanmam gereken oldukça dik bir yokuş vardı. Tünelin karanlık tarafının bana aydınlık uçtan çok daha fazla yakın olduğunu hissedebiliyordum.  Bana düşen yol almaktı artık ne pahasına olursa olsun. Biraz yavaşda olsa tırmanmaya başladım. İçimden "adım atamayacak duruma geldin evlat, CP'ye gelince bırak gitsin" gibisinden sesler çıkmaya başlasa da bir tarafım halen pes etmemeye çalışıyordu.

00:40 gibi son CP Montenvers'e ulaştım. Burada hemen birşeyler atıştırmaya başladım. Sıcak çorba iyi geldi. ikinci bardak çorba ile biraz kendime olan güvenimde gelmeye başladı. 01:00 gibi CP'den ayrıldım. Zaten 01:15 cutoff saatiydi.

Buradan sonra gerek çorbanın verdiği enerji ile gerekse 5k mesafede sadece 300mt irtifa alan yokuşun kırıcı olmaması nedeniyle önümdeki koşuculardan yakalayıp geçmeye başlamıştım. 75k'daki 2200 rakımlardaki karla kaplı zirveye geldiğimde artık şehri görüyordum. Artık bitişin kokusunu alabiliyordum. Arkamda 6000+ irtifa kazanımı bırakmıştım ve bundan sonra artık yokuş yoktu. Ama 6,5k mesafede 1150mt irtifa veren aralıksız iniş o kadar da masum değildi.

Yapabildiğimce yokuş aşağı koşmaya başladım. Paldır küldür iniyordum ve yolda birer ikişer koşucuları yakalayıp geçmeye devam ediyordum (sonradan kontrol ettim ve paldır küldür kendimi uçuyor hissettiğim yokuş aşağı koşumun pace değeri meğerse ancak 14:00 15:00 civarındaymış :D ) . şehir yaklaşıyordu ama iniş bir türlü bitmiyordu. Ben indikçe sanki şehirde iniyor gibi bir hisse kapılmaya başlamıştım. İçimden söylenmeye başlıyordum ki 6,5k süren iniş nihayet bitti ve son 500mt lik beni bitiş çizgisine götürecek olan şehir sokakları gözüktü. Yavaşda olsa, ve hafif yokuşda barındırsa bu son 500mt nin tamamını nasıl koşabildiğimi ben dahi anlamadım ve kendimi bitiş çizgisine attım.

Gerçekten güzel bir organizasyondu ve çok eziyetli ve de çok keyifli bir yarış oldu. İnişlerde ve CP'lerde kullandığım tecrübelerim ve stratejilerim sayesinde bitirebildiğim, herkese tavsiye edebileceğim bir yarış oldu.

Bu yarışa girecek olanlara tavsiyelerim; burada yapılan diğer UTMB yarışlarının mesafesi bundan daha uzun olsa da birim mesafe başına yükseklik kazanımı hiçbirisinin bu yarış kadar fazla değil.  Yani bu yarışın çıkışları da inişleri de daha dik. Örnek vermek gerekirse 140km lik 2016 İznik Ultra'nın Km başı ortalama yükselik kazanımı 22mt civarındayken bu yarışın Km başı ortalama yükseklik kazanımı 73mt civarında. Yeterli antrenmanınız yoksa yokuşlarda çok zorluk yaşarsınız. Aşırı dik inişlerde koşabilmeyi öğrenmessiniz bu yarışı bitiremessiniz. Dizlerinizi yeterince güçlendirmeden bu inişleri koşarsanız da dizlerinizi sakatlayıp yine bu yarışı bitiremessiniz. Yani yeterli yokuş antremanı, dik inişlerde koşu tekniği, diz güçlendirme antrenmanları, CP beslenme stratejileri konularını tamam ederseniz bu yarışı keyif alarak sağ salim bitireceğinizden eminim.

kendinize iyi bakın

9 Kasım 2015 Pazartesi

Cappadocia Ultra Trail - 110k

Cappadocia Ultra Trail yarış raporum;

Bu yarıştan sadece bir hafta önce (16-17 Ekim) Rodopi Ultra Trail (164km mesafe, 8000+ yükseklik kazanımı) yarışındaydım. O yarışın 150k kontrol noktasına ulaştığımda sağ bacaktaki Shin Splints ağrıları nedeniyle ayağımın üzerine basamaz bir haldeydim. Çantamdaki plaster bandını ağrılı bölgeye bandaj yapar gibi sararak ağrıyı dağıtıp öylelikle ilerleyebilmiş ve son 14k mesafeyi 4 saat 20dk'da alarak yarışı 37saat 11dk'da tamamlayabilmiştim.

Yarıştan sonra pek dinlenmeden Pazar gecesini otobüs yolcuğu ile geçirerek Pazartesi sabahı İstanbul'a ulaştım. Sonrasında Shin Splintslerimi tetiklemekten korktuğum için hiç jog dahi yapamadan, Voltaren merhemi ile 5 gün geçirdim ve Cuma akşamı Nevşehir uçağında 164km üstüne hiç jog ve gerdirme yapamamış, ağzına kadar laktik asit yüklü odunlaşmış bacaklarımla ne yapacağımı düşünüyordum.

Son uçakla geldiğim için yarış kiti dağıtılan yer kapanmak üzereyken yetişip numaralarımızı aldık. Pansiyona gelip kendimi yatağa attığım zaman saat 00:30 olmuştu.

Yarış sabahı 05:30 gibi kalktım. Drop-bag ve yarış çantamı hazırlayıp başlangıç noktasına indiğimde saat 06:45 civarına gelmişti. Havanın bozacağı belli olduğu için ve bünye ısınıncaya kadar geçecek sürede gövdeyi sıcak tutmak için yağmurluğumu giyip başladım. 07:00 gibi start aldık.

Arkalardan başladım. İbrahimpaşa'ya kadar olan kısmı geçen haftanın yorgunluğunu bacaklardan atıp onları açmak için jog temposunda gittim. Mümkün oldukça sabit tempoda gitmeye çalıştığım için yağmurdan pek etkilenmedim. 22k civarında Göreme'den geçerken Üçhisar'a varıp Göreme'ye gelen, yani 35k civarını koşan bazı hızlı koşucuların yine bizim rotayı girdiklerini gördüm. Bu beni rota işaretlemesi hakkında biraz tedirgin etti. O noktadan sonra işaretleri daha bir dikkatli takip etmeye başladım.

Üçhisar'da yağmur nedeniyle kontrol noktası küçücük bir alana sıkışmış bir haldeydi. Suyumu doldurup hemen ayrıldım buradan. İpli geçişi ve tahtalı geçişi kazasız atlattım. Burada çok düşen olur diye düşünürken 100mt ileride tahtalı geçişde düşüp kolunu incitmiş bir koşucuya rastladım. Ona çantamdaki bandajı verip devam ettim.

30k civarında yağmur artık kaybolduğu için yağmurluğumu çıkarıp çantama koydum. Göreme'de fazla oyalanmadan yoluma devam ettim. Çavuşin'den sonra batonlarımı çantamdan çıkarıp ilk o yokuşta kullandım. Bu aynı zamanda bir yarışta ilk baton kullanışımdı. Şansıma alışma sıkıntısı yaşamadım. Yokuşu çıkıp 46-47k civarına geldiğimde bacaklarımdaki laktik asitleri artık attığımı ve yarışa ısındığımı hissediyordum. Ürgüp'e kadar olan bu bölümde biraz hızımı artırabilmiştim.
İbrahimpaşa'da 148.inci sıradayken tempomu koruyabildiğim için Ürgüp'ten 115.inci sırada çıkmıştım.

Ürgüp'ten çıktıktan 1 saat kadar sonra hava kararmaya başladı. Bu noktaya kadar herşey yolunda gitmişti ki; bu benim pek başıma gelmez, bu noktada kafa lambamı kontrol ettiğimde sabah çalışan aletin artık çalışmadığını gördüm. Işığı çalışan birilerini arayış çabam yine başlamıştı. 70-73k arasındaki yokuşu ayışığında çıktıktan sonra Plato kontrol noktasına giden düzlükte Fırat Kara ve Bülent Şatır ile karşılaştım.Bu noktadan sonra onlara eşlik etmeye başladım. Güzel bir ekip oluşturmuştuk.

Plato kontrol noktasına ulaştığımızda Karlık kontrol noktasından çıkıp yine Plato'ya gelenleri gördüğümüzde rota işaretlemesi bizi yine tedirgin etmişti. Plato'dan Karlık'a, Karlık'tan platonun düzlüğüne kadar olan bölümde rota şaşırma ihtimali pek olmadığı için pek tedirgin olmadan gelmiştik. Ama hem Ürgüp'te hem Plato'da hemde Karlık'da sıcak birşeyler bulamayınca enerjimiz fazlasıyla düşmüştü. Plato üzerinde sürekli işaret takip ederek tedirgin bir halde gittik. O yüzden bu düzlükte pek koşamadık. Mustafapaşa'ya doğru giderken "şimdi bir yol kenarı lokantasına rastlasak yarışı bırakır oturum lokantaya abi" gibi, "şimdi bir kuru-pilav olsa ne kadar güzel olur, varınca hemen Nevşehir'e gidip kuru-pilav veren bi yer bulalım abi" gibi muhabbetler yapmaya başlamıştık. 92k'daki inişi biraz arkadaşların birazda ay ışığının yardımı ile indim. Dereleri geçip Mustafapaşa'ya ulaştık.
Mustafapaşa kontrol noktasının kapalı bir mekanda olması çok iyi oldu. Ayran içip, birşeyler atıştırıp buradan ayırıldık ve son 10k yollara düştük. Son 10k'da ara ara koşuyorduk ama koşu hızımız normal bir yürüş temposundan çokda hızlı değildi. Ve gece 03:01 civarında bitiş çizgisine ulaştık.

Bitiş çizgisinde Girgin kardeşlere süremizi kaydettirdikten sonra yemek yenilen alana geçtim.
Burada koşuculara yardım edecek kimse yoktu. Orada bulduğum kağıt bardağın içine tencere içinde kalan son sebzeli köfteyi doldururken, Ürgüp'teki tüm lokantaların açık olduğu bir saatte bitişe ulaşmış olan bir 60k koşucusu olmak varken tüm yarışı hiç sıcak birşey yemeden atıştırmalıklar ile tamamlayarak kendisine işkence eden bir 110k koşucusu olduğum için gecenin o saatinde o soğuk yemeği yerken kendime küfür eder haldeydim.

110k koşmaya niyetliyseniz organizasyondan pek birşey beklemeden "kendi kendine yeterlilik modunda" bu yarışı koşmanızı tavsiye ederim.

Yarış ekibine naçizane bir tavsiye; Daha derli toplu, olması gerektiği bir yarış elde etmek istiyorsanız, Ultra maraton organizasyonları hakkında tecrübeli "rota sorumlusu",  "lojistik sorumlusu", "konaklama&ulaşım sorumlusu", "kayıt sorumlusu" , "gönüllüler sorumlusu", "başlangıç alanı sorumlusu", "bitiş alanı sorumlusu" ve bunların hepsinin başında da "yarış sorumlusu" gibi görevler için ayrı ayrı kişiler ve hatta ekipler oluşturmanız çok faydalı olacaktır.

Teşekkür ederim

22 Ekim 2015 Perşembe

RODOPI ADVENDURUN - 164 km’lik bir macera-dayanıklılık yarışı

16-17 Ekim tarihlerinde Yunanistan'ın Xanthi (İSKEÇE) şehrinde düzenlendi bu yarış.
Yarışın resmi websitesi6
Öncelikle olarak şunu söylemek isterim ki böylesi bir yarışa gitmek sanıldığı kadar çok masraflı değil.
Örneğin kendi yaptığım harcamaları özetleyecek olursam;
Ulusoy firması ile İstanbul-Xanthi otobüs bileti; 20€ git, 20€ gel, toplam 40€
Booking firması üzerinden Hotel Paris isimli tesiste 3 gece konaklama 75€
Europcar üzerinden 3 günlüğüne araç kiralamak 66€
Akaryakıt masrafı 3 günlük (araç benzinliydi, şansınıza dizel denk gelirse daha düşükde olabilir) 25€
Yeme-içme masrafı 3 günlük (çoğu sürede yarışta oluyorsunuz zaten) 34€
Toplam=40+75+66+25+36=240€
Birden çok kişi giderseniz daha ucuza dahi getirme imkanınız var.
Otobüs saat 21:00'de Esenler Otogarından kalkıyor.
saat 01:00 gibi İpsala Sınır kapısına varıyorsunuz.
Sınır geçişi yarım saat civarı sürdü. Fazla vakit almıyor yani.
Saat 05:00 Xanthi'ye geliyorsunuz.
Şehirde otogar olmadığı için bir sokak ortasında otobüs sizi bırakıyor.
Kalacağım oteli yarış yerine yakın bir yerden değilde Xanhti şehrinden yapmam isabetli olmuş,
çünkü yürüyerek 5 dk sonra otele varmıştım.
Booking.com sitesine göre saat 14:00'de giriş yapmam gerekirken "ben erken geldim, beni kabul eder misiniz?" dediğimde hiç tereddütsüz kabul ettiler. Odamın o anda dolu olduğunu ve saat 12:00 boşalacağını, o yüzden o saate kadar boş başka bir odaya yerleştireceklerini özürler dileyerek söylediler. Ve 9 saatlik erken giriş yapmış olmama rağmen çıkış yaparken herhangi bir ilave ücret talep etmediler.
Yarış nedeniyle 2 gece uyuyabileceğim otelde bu erken giriş sayesinde neredeyse 3 gece uyuyabilmiş oldum.
Saat 09:00 gibi araç kiralama firmasından aradılar. Nerede kaldığımı sordular ve aracı otelin önüne kadar getirdiler ve bana teslim ettiler. Hiç zorluk çekmedim, birşeylerle uğraşmak zorunda kalmadım yani.
Yarış sabahı start anından 2 saat önce gidip yarış paketlerinizi alabiliyorsunuz.
Ama ben hem yolu göreyim ve malzemelerimi erkenden alayım diye Perşembe günü paketimi aldım.
Xanthi şehri ovanın bittiği ve dağlık alanın başladığı bir noktada kurulmuş.
Şehir genelde düz ve 70-80mt rakımda kurulu ama şehrin içinde çok hafif dağlara doğru giden bir eğim var.
Sokakların bu eğimini yukarı doğru takip ederek veya yön tabelerına bakarak "Stavroupoli" yolunu kolaylıkla buluyorsunuz.
Stavroupoli yolunda 19km kadar gittikten sonra yolun sağında 3-4 adet levha göreceksiniz.
Burada ana yoldan çıkıp sağa sapmanız gerekiyor.
Bu yoldan giderken birkaç yol sapağı görsenizde sarı yol çizgilerinden ayrılmadan devam edin.
30 km kadar gidince karşınıda 3-4 tane levha göreceksiniz milli park hakkında bilgilendirme yapan.
Bu noktada sarı yol çizgileri yolla birlikte "U" dönüşüne yakın bir dönüşle sola dönüyor ama siz bu noktada sola dönmeyin.
Sarı yol çizgilerini bırakıp dosdoğru karşıya devam edin.
2 km kadar sonra yarış çantası tesliminin yapıldığı ve aynı zamanda start noktası olan yere geleceksiniz.
Burada size yarış çantasını veriyorlar ama yarış tişörtü yerine üzerine isminizin yazılmış olduğu bir ceket vermeleri hoş bir sürpriz oldu.
Türkiye'de 219TL'ye satılan bir ÜRÜN4 ile yarış bedeli olarak verdiğiniz 120€ ücretin yarısından fazlasını oracıkta geri almış oluyorsunuz zaten.

Yarış öncesi yemeği olarak patates salatası ve makarnadan oluşan doyurucu bir yemeğide yarış paketini aldığınız yerde yiyorsunuz.
Bu yemeğin aynısını yarış sonrası yemeği olarak yarışı bitirincede veriyorlar.
Ayrıca birde yarış startı öncesi kahvaltı olarak yemeniz için protein ağırlıklı bir kumanyada veriyorlar.
Yani yarışın içi hariç, yarış dışında organizasyon size 3 öğün yemek sağlamış oluyor.



Yarış organizatörü Christos Katsanos bana o kadar yakın ilgi gösterdi ki; "herhalde beni gerçek kardeşine falan benzetti" diye düşündüm bir an. Sonra baktım ki adam herkesle tek tek ilgilenip tek tek teşekkür ediyordu.
Kendinizi orada bir lütufmuş gibi hissetmenize yol açıyordu.
Asıl sürprizi ise Haziran ayında ayağımı kırdığım için gidemediğim Olympus Mythical Trail koşusunun Organizatörü Lazaros Rigos yaptı.
Oraya koşmaya gelmişti ve benim bu organizasyona katılacağımı öğrenince benim o yarıştaki yarış paketimide bana vermek için yanında getirmiş.
Böylece birde yağmurluğum olmuş oldu.
İnsan karşısında kendisini bu kadar önemseyen organizatörler görünce oldukça iyi hissediyor.

Yarış sabahı erkenden kalkıp yarışın yapılacağı yere doğru yola koyuldum.
Her ne kadar mesafe 50km civarı olsada, son 30km çok virajlı ve küçük bir yol olduğu için en az 1 saat alıyor şehirden oraya ulaşmak.
Yarışa hiçbir protokol davet edilmediği için yani kimse "hazır miting gibi kalabalık buldum, konuşayım bari" demediği için yarış tam saatinde Perşembe 06:00'da başladı.
Her yarışta illaki birşeyler unuturum. Bu yarıştada cep telefonumu otelde unuttum. O yüzden yarış kaydı yapamadım ve hiç fotoğraf çekemedim. Böylesi bir yarışta telefonsuz olmak biraz riskliydi ama bir sorun yaşamadım.
Bu yarışa gelirken şunun farkına varın.
Parkurda her bir km başına 50mt yükseklik kazanımı var. Bu oran İznik Ultrada 20mt, Kapadokya Ultrada 32mt.
Yükseklik profilinde sarı ile gösterilen yerler toprak yolları yeşil ile gösterilen yerler patikaları gösteriyor.
Bu kadar yükseklik kazanımını sağlayabilmek için özellikle patika olan kısımlarda grafikde gösterilemeyen çok çok daha fazla iniş çıkış yapan ve genelinde teknik bir zemine sahip bir rota ile karşılaşacaksınız.
Sabit pace ile gidebileceğiniz düzlük bulmakta oldukça zorlanacaksınız.
Parkur rekorunun 23saat, ortalama bitirme süresinin 35 saat olması parkurun sizi zorlayacağının bir kanıtı zaten.
Bu mesafede 26 adet CP varmış gibi gözüksede sadece 6 adet destek noktasında su ve gıda var. Diğerlerinin çoğunda su dahi olmadan sadece zaman kontrolü yapılıyor.
Ve destek noktalarının arasıda mesafede uzun. 5-6 saat destek noktası göremeden ilerlemek zorunda kalabiliyorsunuz.
Bu yüzden yanınızda beslenme ve su alımını iyi planlanmanız lazım.
Ben her bulduğum derede şişelerimi doldurdum. Ama ben dere suyu içemem derseniz oldukça büyük suluk taşımak zorunda kalabilirsiniz.
Yanımda bolca jel taşıdım ve destek noktalarında en az 10dk durup beslendim.
Yolda enerjisiz kalma riskini alamazdım.



Yarışın başlamasıyla birlikte toprak yolda ilerlemeye başlıyorsunuz.
İlk 6km iniş, sonra 1,2km çıkış ile ilk CP'ye varıyorsunuz. Burası büyük ihtimalle yarışın en rahat yeri.
Bu noktadan sonra patika başlıyor. 1,5km genelde iniş ve 1,5km kadar genelde çıkış ile 10k civarında 2.inci CP'ye varıyorsunuz.
Buradan 16k'daki 3.üncü CP'ye kadar sürekli iniş olan patikayı taze enerjinizle nasıl indiğinizi anlamayacaksınız dahi.
19k'ya kadar rahat bir toprak (çok kısa bir asfalt geçişide var) yol ve sonrasında in-çık patika ile 22k CP'ye varıyorsunuz.
Bu noktadan sonra genelde yokuş giderek 27k'da bulunan ilk destek noktasına (Prasinada) ulaşıyorsunuz.
Ben böylesi bir destek noktası anlayışı görmemiştim daha önce.
İlk noktaya insanlar kalabalık gelir diye koşucular ve görevliler için en az 20 masa vardı ve en az bir düğün savacak kadar çok sandalye vardı. Her destek noktasında ya makarna yada çorba vardı. Bazısında hem çorba hem makarna vardı. Her koşucunun hizmetine yetişecek kadar çok destek personeli vardı. Her destek noktasında gerçek battaniye vardı. Siz oturunca hemen gelip üşüme diye koca battaniye ile sizi sarıyorlar. Tatlısı, tuzlusu, enerji jeli, kolası ile her destek noktası oldukça zengin içerikli tam bir destek noktası kıvamındaydı.
ilk CP ile ikinci CP (Zarkadia) arasında parkurda neredeyse hiç toprak yol yok. Tamamen teknik patikadan oluşan bu kısım yaklaşık 14k uzunluğunda. Zarkadia'ya ulaştığımda kendimi yorgun hissetmiyordum ama teknik patikaya alışık olmadığım ve bu yüzden hız yapamadığım için 14k mesafeyi 3 saate yakın sürede ancak alabilmiştim.
Zarkadia aşağı yukarı bir maraton mesafesi (41k) ve aynı zamanda rotanın tam ilk çeyreği oluyor.
ilk çeyrek nispeten kolay geçiyor, çünkü 1660mt çıkış yaparken 2640mt iniş yapıyorsunuz.
Bu noktanın bir diğer özelliğide bu noktadan sonra 82k mesafelik bir rotayı ormanlık alanda tamamlayıp buraya geri gelecek olmanız.
Yani son 41k olarak bu noktaya kadar geldiğiniz yolu geri döneceksiniz.
Buradan üçüncü CP olan Krousovo'ya (69k) kadar çok az toprak yollu, bol teknik patikalı bir rota ile ilerledik.
Teknik patikaları çok fazla beceremeyince bir tank olmaya karar verdim.
Yani yokuşlarda, inişlerde ve düzde mümkün olduğunca sabit bir hızla giderek, hıza fazla yüklenmeden dayanıklılık üzerine oynamaya karar vermiştim.
22k kontrol noktasında 110.uncu sıradaydım.
56k kontrol noktasında 114.üncü sıraya geriledim. Yani aslında kararlı gidiyordum.
Bu kararlılığın faydasını gördüm.
Rota üzerinde pek kimseyi geçemediğim halde 69k Krousovo'dan 100.üncü olarak çıkmıştım.
Çünkü artık fazla zorlayanlardan yarış dışı kalmaya başlayanlar olmuştu.
92k destek noktasından 90.ıncı olarak çıkıp 123k'da Zarkadia'ya gelip geri dönüş yolunun başına geldiğimde 80.inci sıraya yükselmiştim. Yarış sonuna kadarda 80.inci konumumu korudum.
2.inci ve aynı zamanda 5.inci kontrol noktası olan Zarkadia'a olan kısımda ben parkurdan zevk almıştım.
Yarışın son çeyreğine girdiğim bu noktadan sonra Shin Splints ağrılarımın başlamış olması, 123k'lık yorgunluk ve buraya gelirken çoğunlukla iniş olan rotanın artık çoğunlukla çıkış haline gelmesi ile artık parkur benden zevk almaya başlamıştı :smiley:
Zarkadia'dan son kontrol noktası olan Prasineda'ya kadar olan kısmı gelirken 3 saatte almış ve bu süreyi çok fazla bulmuştum.
Ama şimdi bu 14k mesafeyi 4saat40dk da ancak alarak son destek noktasına gelebilmiştim.
Son destek noktasından 148k CP'ye kadar toprak yol, patika karışımı kısmı nispeten rahat geliyorsunuz.
Ama 148k CP'den 154k CP'ye kadar olan kesintisiz 6k'lık patika çıkışı o yorgunlukla fazlasıyla sinir bozucuydu ve hiç bitmeyecek gibi gelmişti ve 2 saat zaman almıştı.
154k'dan 157k CP'ye kadar olan kısım nispeten daha az yorucuydu. Ama döne döne patika çıkmak fizikselden daha çok ruhsal olarak yıprattığı için 156k-157k arasındaki döne döne yükselen patikaları yanımdaki Rus arkadaşımla birlikte artık dönmekten sıkıldığımız için eğimi fazlasıyla arttırdığına bakmadan diklemesine yukarıya doğru tırmanarak almaya başlamıştık. Bodoslama yukarıya tırmanmak daha yorucu olsada daha çok yol aldığımız hissi yarattığı için rahatlatıcı olmuştu.
157k'daki son kontrol noktasının anlamı büyüktü. Her ne kadar buradan sonraki 7k mesafenin son 6k'sı çıkış olsa dahi artık patika bitmişti ve toprak yoldaydık.
Baton olarak kulladığım sopamı atıp acılarımın tadını çıkardım son 1saat20dk içinde.
Son destek noktasından bitiş noktasına kadar olan 27k mesafeyi şiddetlenen shin splintslerim sayesinde 7 saatte ancak alarak yarışı 37:11:10 süreyle ancak bitirebildim.
Bu yarışın 2 hafta öncesinde Gelibolu Maratonunda gıdasız maraton koşma deneyi gibi aptalca birşey yaparak shin splints ağrıları edinmeseydim daha iyi bir derecem olabilirdi.
Parkurda çarşak zemin yok. Bu yüzden gaiter ihtiyacınız olmuyor. Ama patikaların büyük çoğunluğu ya ağaç köklerinin açıkta olduğu yada taş zeminli teknik patikalardan oluşuyor. Teknik patika inişlerinde büyük tecrübe eksikliğim olduğunu farkettim. Bir şekilde bunu gidermem lazım.
164k bir yarışta yeni birşey dener misiniz? Yeni bir gıda mesela? :smiley:
Ben denedim. Daha önce hiç tadına bakmadığım halde bu yarışa "Multipower Multicarbo Gel" getirdim.
Şansıma tadını sevdim ve bana sorun çıkarmadı. Portakal aromalı ve birazda tuzlu tadı hoşuma gitti. Diğer jeller gibi ağır bir şeker tadı yok. Çok az suyla dahi alabiliyorsunuz. Ama hemen etki göstermesini istiyorsanız en az 3 yudum su içmenizi öneririm.
Bu yarışta kendimin jel tüketme rekorunu kırdım.
69k CP'ye kadar saat başı bir jel alıyordum. Buradan 137k CP'ye kadar 45 dk'da bir jel alıyordum. Bazı yerlerde çok sert çıkışlardan geçip fazla hırpalanmışsam duble yapıyordum.
137k CP'den sonra 30dk'da bir almaya başladım. Sonlara doğru ise her enerjiye ihtiyacım olduğunu hissettiğimde aldım.
Yarış sonu hesap ettiğimde 6 adet destek noktasının hepsinde beslendiğim halde yarış boyunca tam 45 adet jel tüketmişim.
Şimdi düşünüyorum da; daha azıyla yetinemezdim. Çünkü kamyon gibi çok yakıt tüketen bir kasam var :smiley:
Dipnot: Yunanistan'a nakit € ile gidiniz. Orada döviz bürosu yok, bankalarda TL'yi € yapma imkanı yok.
Süpermarket veya lüks mal satan birkaç dükkan haricinde pos cihazı olan işletme yok, çünkü Yunanistan'da kredi kartı kullanımı yok denecek kadar az. O yüzden kredi kartınıza güvenmeyin.
Umarım faydalı bir inceleme yazısı olmuştur.
teşekkür ederim

Ultra Maraton Nedir?

Yeni başlayanlar için Ultra Maratonlar nedir sorusunu kendimce cevaplamaya çalıştım.
Konuda sizlerinde yorumlarınızı ve desteklerinizi görmekten memnun olurum :smile:
Klasik maraton mesafesi olan 42.2km'den daha uzun olan koşu yarışları için ultra maraton ifadesi kullanılır. En yaygın olarak 50km - 80km aralığında olurlar. Ama 100km ve 160km olanlarıda oldukça popülerdir.
Her ne kadar maratonlar gibi yollarda yapılanları da olsa büyük bir çoğunluğu patika koşusu olarak insanı kendisine hayran bırakan yerlerde gerçekleşir.
Ultra koşucularının tamamına yakını sanılanın aksine hiçbir süper özelliği olmayan insanlardır. Bizler sadece limitlerimizi görmeyi bağımlılık haline getirmiş sıradan insanlarız. Şahsen beton binaları ve trafiği ile bir şehirle mücadele etmek yerine yeşillikleri ve muhteşem manzarası ile bir dağla mücadele etmeyi tercih ederim.
İlk ultranızı koşmadan önce bilmenizde fayda olacak şeyler;
1- Ultra maratonlar maratonlardan daha kolay ve daha iyidirler.
Ultra maraton diyince gözünüzün önüne yüzlerce km uzunluğundaki yarışları getirdiyseniz bu görüşe katılmayabilirsiniz. Ama inişli-çıkışlı, yumuşak bir zeminde yapılan 50km bir ultra maraton, sert asfalt zeminde yapılan bir maratona göre hem vücudunuzu hemde eklemlerinizi çok çok daha az hırpalar. Ayrıca inişli-çıkışlı değişken parkur vucüdunuzun çok daha fazla kasını çalıştırır ve güçlenmenize çok daha fazla yardım eder.
Ve en önemlisi; ilk ultra maratonunuzu bitirme anında ilk maratonunuzu bitirme anına oranla kendinizi çok çok daha iyi hissedersiniz.
Ayrıca örneğin Antalya maratonunda bitiş çizgisi 5 saatte kapanırken 50km bir ultrada bitişin kapanma süresi duruma göre 10 saati bulabilir. Yani çok daha az stresi vardır.
2- Ultra maratonlar bir yeme-içme organizasyonudur :smile:
Ultra maratonlar için "içine birazcık manzara ve egzersiz katılmış yeme içme organizasyonlarıdır" diyenler dahi var. Çünkü 6 saat veya 12 saat veya 24 saat sürecek bir ultra maratonda yemeden ayakta kalamassınız.
Bir maratonda masalarda sadece muz veya portakal bulabilirsiniz. Ama iyi organize edilmiş bir ultra maratonda masalarda tatlısından tuzlusuna bir düzine gıda bulabilirsiniz. Ve 24 saat içerisinde 10bin kaloriden daha fazla gıda tüketmek için geçerli sebebinizin olduğu tek yer ultra maratonlardır. :smile:
3- Ultra maratonlarda gerçek manada yavaş koşabilirsiniz.
Ultra maratonlar kaplumbağaların tavşanları yendiği yerdir. Bu işte yeniyseniz 80km, 100km bir ultrada bitiş çizgisini görebilmenin yegane yolu hız, pace, en iyi derece gibi olguları unutup ayakta kalmanızı sağlayacak bir strateji geliştirmektir. Bunda da ilk adım yavaşlamaktır. Derece kaygısı olmadan yapılan bir ultranın ne kadar zevkli olabileceğini ofisinizdeki arkadaşlarınız bilemez. Ama doğanın keyfini çıkararak, yeni arkadaşlar edinerek ve sürekli yemek yiyerek yapılan ultralar bir süre sonra bağımlılık haline gelir :smile:
4- Ultralarda yürümeye teşvik edilirsiniz.
Bir yarı maratonda yürümeyi kimse aklından dahi geçirmez. Maratonda yürümek ise ayıp sayılır ve aşırı dik bir yokuş yoksa maratonlarda amaç yürümeden bitiş çizgisini görmektir. Ama ultra maratonlarda parkur çok değişkendir ve kürsüde altın madalya alırken gördüğünüz şampiyon dahi birçok yokuşda yürümüş olur. Hatta 6 saat koşunun üzerine düzlükde dahi olsa yürüyüş molaları vermek ultralarda tavsiye edilen şeylerdendir.
5- Ultra maratonlarda yürüyüş batonu dahi kullanabilirsiniz.
Nadiren bazı ultralarda izin verilmesede çoğu ultrada baton kullanımına izin verilir ve hatta bazı ultralarda baton zorunlu malzemeler listesinde yer alır. Yürüyüş batonları uzun ultralarda özellikle yokuşlar boyunca ayaklarınızdaki yükü kollarınıza paylaştırmakda yardımcı olur ve vücudunuzu dik tutmakda size yardım eder.
6- Ultralara hazırlanmak maratonlara hazırlanmaktan daha kolaydır.
Maratonlara hazırlanırken, hız, nefes, dayanıklılık, esneklik gibi birçok faktör gözönüne alınarak interval, tempo koşusu, uzun koşular gibi çeşitli yüklemeler yapılır. Ultralarda ise ana kriter dayanıklılık olduğu için antremanlarda uzun koşular esastır. Ve bu uzun koşularda örneğin şehrin asfalt yollarında yapılmış 3 saat 30km bir koşu yerine ormanlık alanda yapılmış 5 saat 30km bir koşu daha çok makbule geçer.
7- Ultralar zihinsel bir aktivitedir.
Bir 100mt koşucusu nefes antremanı dahi yapmaz çünkü nefes almadan dahi 100mt'yi bitirebilir. Ama elit bir maraton koşucusunun ana kıstası güç ve dayanıklılıkken orta halli bir maraton koşucusunun ana kıstası dayanıklılık haline gelir.
Bir ultracının ana kıstası her daim dayanıklılıktır ve bu dayanıklılık sizin antreman seviyenize göre veya parkurun uzunluğuna göre veya zorluğuna göre %10 fiziksel dayanıklılık %90 zihinsel dayanıklılık haline gelebilir.Ultralarda ana olgu kaslarınızın büyüklüğü değil, zihinsel kararlılık seviyenizdir.
8- Muhtemelen ağlayacaksınız.
Duruma bağlı olarak ultralarda pişik problemi yaşabilirsiniz, mide sorunları yaşayabilirsiniz, kramp sorunları yaşayabilirsiniz, ayak tırnaklarınızı kaybedebilirsiniz, uzun süre bedeninizin sınırlarında gezinmekten halüsilasyon görmeye başlayabilirsiniz ve bunların üzerine uzun süreli uykusuzluk ve yorgunluk halide eklenince bilincinizin oluşturduğu kabuklar ortadan kalkar ve tıpkı bir sarhoşun tamamen biliçaltındaki şeyleri söyleyip yapması gibi biliçaltınız ve siz duygularınızı tamamen saf haliyle yaşamaya başlayabilirsiniz. Bunun neticesinde belki acıdan ama çoğunlukla sevinçten gözyaşı dökeceksiniz. Bitiş çizgisinde mutluluktan sarhoş olup kendinizden geçme ihtimaliniz dahi var.
9- Birçok arkadaş edineceksiniz.
Binlerce kişinin koştuğu bir şehir maratonunda kimse kimsenin yüzüne bakmaz. Bir sürünün içinde tek başınasınızdır. Tek derdinizin bitiş çizgisini görmek olduğu bir ultrada ise yanyana koşabileceğiniz, parkur boyunca muhabbet edebileceğiniz, oradan bir arkadaş olarak ayrılabileceğiniz bir çok koşucu ile karşılaşırsınız.
Bir şehir koşusunda birbirlerine yardım eden koşucu pek görülmez ama bir ultrada yardıma muhtaç duruma düşmeniz veya yardıma muhtaç bir koşucuyu görmeniz çok yüksek ihtimaldir ve ultralarda yardıma muhtaç bir koşucuya yardım etmemek büyük ayıp sayılır.
Bu ortamdan da genellikle hep yeni arkadaşlar edinerek ayrılırsınız.
10- Bir ultracı ile karşılaştığınızda ona Marathon des Sables'i koşup koşmadığını sormayın :smile:
Genellikle en zor ultra maraton diye birçok yerde ismi geçtiği için ultracılara Marathon Des Sables'i koşup koşmadığı çok sorulur ve her ne kadar ultracılar genelde çok hoşgörülü insanlar olsada bu Marathon Des Sables muhabbeti bir noktadan sonra can sıkıcı olmaya başlar. Çünkü Marathon Des Sables aşırı derecede pahalı ve bence hakettiğinden çok daha fazla üne sahip bir yarıştır. Çünkü ondan çok daha ilginç, çok daha etkileyici, çok daha zor, sizden çok daha fazlasını talep edecek birçok ultra vardır. Kaldı ki tek espirisi çöl ve sıcak olan ultralar yerine orman ve dağ ultraları her zaman ilk tercihim olur.

Krali Marko Ultra Trail

Bu haftasonu katıldığım yarış hakkında bir yazı yazayım dedim.
Makedonyanın Prilep şehrinde yapılıyor yarış. Prilep küçük bir yer. Bizim İznik'ten daha büyük değil.
Üsküp havaalanına Sabiha Gökçen'den Pegasus ve Atatürk Havaalanından THY ile uçuşlar var.
Ama Üsküp Havaalanından Üsküp'e taksi haricinde başka ulaşım aracı yok ve taksi ücreti 20€. Üsküp'ten Prilep'e otobüs ile ulaşım sağlanabiliyor. Ben araç kiralama yolunu seçtim. HOLIDAYCARS1 sitesi üzerinden 2 günlüğüne 156 TL gibi bir ücretle araç kiraladım. Kiraladığım araç Citroen C3 1.6 HDI çıktı. Oldukça iyiydi yani. Cuma günü Üsküp'e gittim ilk olarak. Sonra Prilep'e geçtim ve sonrasında da Prilep'ten havaalanına dönüş kısmı dahil olmak üzere 10€ civarında bir benzin harcamam oldu. Üsküp - Prilep arası yaklaşık 130km. Booking.com üzerinden Prilep'te pansiyon tarzı veya otel tarzı konaklama imkanları bulmak mümkün.
Yarış sitesinde yarış numaralarının nerede dağıtılacağı pek tarif edilmemiş. Gitmeden arayıp numarayı nereden alacağınızı öğrenmeniz faydanıza olur. Yarış paketinin içinde küçük bir parmağa benzer ve üzerinde numara olan lastikli bir cisim var. Bunu başlangış noktasına gelirken mutlaka yanınıza alın. Çünkü bu zaman çipiymiş. Vardığınız kontrol noktalarında bunu cihazlara okutuyorsunuz.
Yarışın ilk 4km'si genelde engebesiz tarlalardan geçiyor. Burasını yarışın ısınması olarak kabul edin. Çünkü bu noktadan 4km daha gidip ilk CP'ye ulaşıyorsunuz ama bu ikinci 4km içinde 500mt'den fazla irtifa kazanımı oluyor. İlk CP tepenin üstünde bir manastırın önünde yer alıyor. Buradan çıktıktan sonra genelde pek koşamadığınız, ıslak kayalar yüzünden en az birkaç defa düşeceğiniz dik bir iniş sizi bekliyor. 13k civarına geldiğinizde CP olmayan bir gıda-su masası yerleştirmişler. Buradan enerjinizi alıp devam ediyorsunuz.
Bu masadan 18k'daki CP2 ye kadar genelde koşulabilen iniş çıkışlı yumuşak bir arazi üzerinden geçiyorsunuz. CP''den kısa süre sonra patika bitip köylere ait bir toprak yol başlıyor. CP2'den hafif ama sürekli bir yokuş bir yol ile 24k'daki CP3'e ulaşıyorsunuz. Burada enerjinizi iyi depolayın çünkü burada yol bitip patika başlıyor.
CP3'ten sonra patika ciddi bir eğimle sizi yukarı götürmeye başlıyor. 1k kadar yokuş gittikten sonra 1k civarı süren bir düzlüğe çıkıyorsunuz. Bu noktadan sonra en az %25 eğimli, belkide daha fazla (İznik Ultranın ilk kısmındaki şu 500mt'lik yokuştan daha dik) ve en az 4k süren bir yokuş nefesinizi kesiyor. Ve tepesine bir disko topu dikilmiş olan zirveye ulaşıyorsunuz. Geçen sene koşan arkadaşlar 30k civarında olan bu zirveden manzaranın çok güzel olduğunu söylüyorlar ama biz koşarken 50mt ötesini göremediğiniz yoğunlukla bir sis vardı ve manzarayı göremedik.
Zirvenden sonra 30k-33k arası %7 civarı hafif eğimli bir iniş var ama zemin aşırı kayalık olduğu için pek koşamadım. 33k-35k arası toprak ve patika ama en az %15-20 eğimli bir iniş olduğu için o kısımda da pek koşamadım. Ve 35k'da CP4'e ulaşıyorsunuz.
CP4'den sonra patika'dan 2k kadar tekrar yükseliyorsunuz ve 37k civarında patika'dan toprak yola geçiyorsunuz. Bu nokta aynı zamanda bir süreliğine yokuşlarında bittiği nokta oluyor. Buradan 42k'daki CP5'e ve oradan da 48k'daki CP6'ya kadar toprak yoldan sürekli hafif bir eğimle iniyorsunuz. Bu kısmı büyük ihtimalle yarışın en rahat kısmı.
48k CP6 ile 18k'daki CP2 aslında aynı noktalar. Bu noktada sabah geldiğiniz rotaya geri giriyorsunuz. 6k kadar gidip sabah 12k'da, şimdi 54k'da olmuş olan gıda masasına ulaşıyorsunuz. Bu noktadan sonra 57k'daki son CP, yani CP7'ye (sabahki CP1) kadar sabah indiğiniz dik yokuş sizi bekliyor olacak.
Bu son CP'den sonra sabahki rotadan çıkıyorsunuz ve farklı bir rota üzerinden inmeye başlıyorsunuz. 2k kadar gittikten sonra patika sizi bir kayanın başına getiriyor. Bu kayanın üzerine tutunupda inebilmek için çelik halat düzeneği kurmuşlar. Çünkü en az 150mt olduğunu tahmin bu kısmı bu iniş halat sistemine tutunmadan inmek pek olası değil. Buradan sonra 5k kadar çoğunlukla iniş olan patikayı devam ederek son 1k mesafede sabahki rotayla yeniden karşılaşıyorsunuz. Ve bitiş çizgisine ulaşıyorsunuz.
Yarış sitesinden 3100mt irtifa kazanımı var diyor. Ama RUNKEEPER2 kayıdı 3387mt irtifa kazanımı yazdı.
Rotayı Google Earth üzerinde görmek isteyenler için KML2 versiyonu.
KML üzerinde 2 küçük kaybolmamıda görebilirsiniz. Birisi 30k zirvede (nasıl becerdiysem artık onu smiley ) biriside 35k CP'den hemen sonra.
CP'ler çok iyiydi. Tuz, su, kola, izotonik içecek, tatlı ve tuzlu olmak üzere en az bir düzine çeşit gıda vardı masalarda. Hiç yanınıza gıda almadan gönül rahatlığı ile start noktasından çıkabilirsiniz.
Son CP'den sonra karanlıkta kaybolmaların yaşanabileceği noktalara kafa fenerleriyle yerleştirilen kişiler (60k ve 63k civarlarındaydı galiba) gerekli yönlendirmeleri yaptılar.
Netice itibariyle; yokuşları seviyorsanız en az 1 defa gidip koşmanız gereken bir yarış bence.
***
Parkuru tanıttım yukarıda ama ben neler yaptım onu anlatmadım.
Birazda ondan bahsedeyim.
Sabah aceleyle otelden çıkarken kafa lambamı, yağmurluğumu ve suluklarımı otelde unuttum.
Şansıma ilk CP'de 500ml su şişeleri vardı. İkisini aldım ve kendime suluk yaptım.
Hava biraz serindi. CP4'e kadar 15 derece civarı bulutlu bir hava vardı.
CP4'de yağmur başladı ve hava 10 derece civarına indi. Ve yarış sonuna kadarda pek durmadı.
Yağmurluk olmadan sadece rüzgarlık ile yağmurluk altında koşmak zorlayıcı oldu.
Üstüne iyi enerji veriyor diye CP'lerde 4-5 bardak kola içince vücud dahada soğuyordu.
Yağmur başladıktan sonra hiç terlemediğimi idrarımın su berraklığında olmasından anladım.
Kafa lambam olmadığı için sürekli karanlık olmadan yetişebilirmiyim hesabını yapıyordum.
CP3-CP4 arası beklediğimden daha uzun sürdüğü için 35k'daki CP4'de yetişemeyeceğimi anladım ve kafa lambalı birilerini yakalayabilirmiyim diye koşmaya başladım.
Ama sadece 37 kişinin bitirdiği bu yarışta genelde yalnız koşuyorsunuz zaten.
57k'daki son CP'ye geldiğimde halen birilerini yakalayamamıştım ve en fazla 10dk sonra önümü göremeyecek kadar karanlık olacaktı ve son 8k en az 1buçuk saatimi kafa lambam olsa dahi.
Bi ara son CP'de yarıştan çekileyim diye düşündüm ve sonra "sen bulursun bir yolunu" dedim ve karanlığa doğru koşmaya başladım.
Şansıma 10dk kadar sonra çantalarıyla uğraşan 2 Bulgar koşucuya rastladım.
Onlara ışığım yok, sizinle gelebilirmiyım diye rica ettim. Beni aralarına aldılar ve bitişe kadar ikisinin arasında onların ışığından istifade ederek geldim.
Tavsiye 1: Islak kayaların üzerinde Hoka'lar pek iyi tutunamıyor. Hava yağışlı ise bu rotada yolu iyi tutan ayakkabılar öneririm.
Tavsiye 2: Otelden çıkarken malzeme kontrolünü iyi yapın smiley

Golden Ring Ultra Trail

Bu yarış Ağustos başında Rusya'nın Suzdal şehrinde yapılıyor.
Yarışın İnternet Sitesi1
Moskova'dan yarışın yapılacağı şehre organisyonun ayarladığı otobüs servisleri var.
Moskova'ya inip havaalanından şehrin metro hattına ulaştığınızda 1 numaralı metro hattının Sportivnaya istasyonunda iniyorsunuz. Servislerin kalktığı yer bu istasyona yaklaşık 1km uzaklıkta.


Karayolu ile Moskova'ya yaklaşık 220km
Suzdal şehri tarihi yapıları ile bizdeki İznik'e benziyor.
Booking.com üzerinden otel bulma olanağınız var.
Aynı zamanda organizasyon ile anlaşmalı bazı oteller çadır kurmak isteyenler için yer tahsis ediyor.
Yarış sabah 7:30 gibi start alıyor. 10k, 30k, 50k, 100k koşucuları aynı anda start alıyor.
Benim 50k koşu Runkeeper kaydım3
ilk 6,5k şehrin geniş sokaklarında olduğu için itiş kakış olmuyor. 6,5k noktasında 10k koşucuları ayrılıyorlar ve şehrin içinden bir rotayla start noktasına dönüyorlar.
30k, 50k ve 100k koşucuları burada asfalttan patikaya geçiyorlar.
Burada dere kenarını takip etmeye başlıyorsunuz.
8k civarında su masası var.
16k civarındaki gıda masasına kadar nadas tarla içindeki yüksek otlar içine açılmış olan patikadan gidiyorsunuz.
16k civarındaki gıda masası 30k koşucularının ayrıldığı nokta oluyor. 30k koşanlar nehir kenarından start noktasına doğru geri dönmeye başlıyorlar.
50k ve 100k koşanlar burada köprünün karşısına geçip biraz orman, biraz nadas tarla, birazda köy yolu karışımı 18k uzunluğunda bir rotada ring yapıp aynı gıda masasına geri dönüyor ve bu sefer burasının adı 33k masası oluyor.
Buradan 30k koşanların döndüğü rotaya girip nehir kenarından geri dönüşe başlıyorsunuz.
41k civarındaki köprünün altında yine bir su masası var.
son 1k'da şehre ulaşıp başlangıç noktasına varıyorsunuz.
50k koşanlar için yarış tamamlanmış oluyor.
100k koşanlar bu rotayı bir tur daha koşuyorlar.
Yarışda 50k boyunca 230mt irtifa kazanımı kaydettim.
Yani rota oldukça düz.
Nadas geçişlerinde zemin bozuk olduğu bilekler zorlanıyor ve hız kaybedebiliyorsunuz ama genelde sorunsuz ve keyif alınarak koşulabilecek bir rotaya sahip.
Normalde 16k-33k masaları arasındaki ring üzerinde herhangi bir gıda veya su masası yok.
Ama bu fotoğrafdaki çocuklar 24k civarına kendileri su masası kurmuşlar ve koşuculara su ikmali yaptılar.

yarışın henüz ilk senesi olduğunu düşündüğümüzde, şu kadarcık çocuklarda dahi bu yarışın öncesinde dahi yerleştirilmiş bir spor kültürü olduğunu anlıyorsunuz.
Bitirme madalyaları ahşap. Üzerine demirci usulu bitirme mesafeniz basılıyor. Benim hoşuma gitti bu madalyalar


Dönüşte servislerin Moskava'ya ulaşma saatleri saat gece 01:00 civarını bulabiliyor. Havaalanına giden aeroexpress trenlerini kaçırıyorsunuz. Arkadaşım Dmitry telefonundaki bir android uygulamasından 1000ruble civarına bir taksi ayarlamıştı.
Siz kendiniz bir taksi çevirmeye kalkarsanız 2000 ila 5000 ruble arası çok değişik fiyatlarla karşılaşabilirsiniz.
Teknik parkurlardan çekinen, patika koşularına yeni yeni girmeye niyetlenen kişiler için çok ideal bir yarış.
Herkese tavsiye ederim

Moskova Maratonu

20 Eylül'de koştuğum Moskova Maratonu hakkında da birşeyler yazayım smile
Birkaç ay veya daha öncesinden araştırırsanız Pegasus veya Rus Havayolları aracılığı ile 600TL ve hatta ucuza uçak bileti bulabiliyorsunuz.
Booking.com üzerinden günlüğü 40-50€ civarına banyolu oda veren oteller bulabiliyorsunuz. Hatta ben her türlü yerde kalabilirim diyorsanız, 5-10 kişilik öğrenci yatakhanesi tarzı odaları olan Hostellerden günlüğü 10-15€'ya kalacak yer ayarlayabiliyorsunuz.
Hangi havaalanına inerseniz inin, 00:30 - 05:30 saatleri arası hariç olmak üzere her yarım saatte bir her 3 havalalanından şehre Aeroexpress trenleri ile en ucuz ve en hızlı şekilde ulaşabiliyorsunuz. Ücreti 420 ruble (20TL civarı).
Bu trenlerle Moskova'nın metro ağına ulaşmış oluyorsunuz. 50 ruble bir metro bileti ile (2,3TL) şehrin her istediğiniz noktasına gidebiliyorsunuz. Çünkü şehrin her noktasına ulaşabilen 12 adet metro hattı var ve bunların arasında ücretsiz aktarma yapabiliyorsunuz. Gitmeden önce internetten Moskova metro haritasını telefonunuza indirmeniz çok işinize yarayacaktır.
1 numaralı Kırmızı metro hattının SPORTIVNAYA istasyonunda indiğiniz zaman Luzhniki bölgesinde yer alan ve maraton fuarının kurulduğu Devlet Konser Salonu binasına yaklaşık 1km mesafede oluyorsunuz.
Rusya'daki maratonların bir özelliği; bizdeki ultralar gibi sağlık raporu istiyorlar. Oraya gitmeden bir sağlık raporunu mutlaka temin edin. Çünkü sağlık raporunuzu göstermeden fuar alanına giremiyorsunuz. Kapıdan raporu gösterip içeri girdiğinizde numara dağıtılan yere geliyorsunuz. Burada pek sıra beklemiyorsunuz, çünkü her 400 numara için bir masa kurmuşlar yani maraton numarası veren en az 20 masa var. Numaranızı alıp fuar alanına geçiyorsunuz. Biraz sıkışık bir fuar alanı olsada bence yeterli. Ben zaten sadece enerji jeli baktığım için aradığımı buldum.
Aynı binanın önünde Pazar sabahı yarışın Start alanı kuruluyor. Fuar alanında numaranızı alırken bileğinize takılan lastik renkli bileklikleri muhafaza edin, çünkü o olmadan start alanına giremiyorsunuz. Start alanına girdiğinizde orada sadece yarışçıların olduğu biliyorsunuz. İstanbul'daki gibi seyyar satıcılar falan yok yani. Fuarın kurulduğu bina yarış sabahı soyunma yeri haline getiriliyor. Oraya kıyafetlerinizle gidip orada soyunabiliyorsunuz. Soyunduktan sonra çanta bırakma yerine geçiyorsunuz. Binanın yan tarafına 150 metre uzunluğunda bir çadır kurmuşlar. Buraya çantaları topluyorlar. Büyük bir alan olması sebebiyle 20bin çantayı hiçbir çantayı üstüste koyma ihtiyacı duymadan burada muhafaza ediyorlar.
Yarışa kaydolurken size tahmini bitirme sürenizi soruyorlar. O süreye görede sizi A-B-C-D-E gibi bloklara ayırıyorlar. Göğüs numaranızın yanında bu harfde yer alıyor. Benim numara C 2288'di. Start alanına geldiğinizde sizi bu harflere göre ilgili grubun olduğu yere alıyorlar. Numarasının önünde C yazan birisini B grubunun içine almıyorlar. A grubu yarışa başladıktan sonra yaklaşık 4-5dk arayla diğer grupları gönderiyorlar ve böylece itiş kakışın önüne geçilmiş olunuyor.
Parkurda son 5k hariç düzlük yok sayılır. Ya hafif hafif iniyorsunuz veya çıkıyorsunuz. Ama çıkışlar pek yormuyor. Parkur şehrin bir çok yerini geziyor ve start noktasında son buluyor. Parkurun hemen hemen her yerinde seyirci görebiliyorsunuz. Numaramın önünde ismimde yazdığı için birçok noktada "welcome to Russia, İsmail" diye tezahürat duymak güzeldi.
Parkurda bence yeterli destek noktası var.
Gıda masaları 10 / 14,6 / 21,1 / 24,2 / 29,6 / 34,5 / 39,6 k
Sıvı masaları 4,5 / 11.7 / 16.7 / 26.8 / 31.8 / 36,7 k
Sıvı masalarında Su ve izotonik içecek var ama izotonik istisnasız hepsinde var.
Gıda masalarında Su, izotonik içecek, muz, portakal var. 21.1k da RedBull, 39,6k da kola var ilave olarak.
Her masada sünger var. Ama olması gerekitiği gibi süngerler var. Avrasya maratonunda sünger diye verilen şeyleri yüzünüze süremiyorsunuz. Ama oradaki süngerler hiçbir şekilde tahriş etmiyor ve gönül rahatlığı ile kullanabiliyorsunuz.
Yarış bitiş alanında yine sadece yarışçılar var. Etrafı çevrili büyük alan içerisine girerken hemen suyunuzu alıyorsunuz. Ve aynı zamanda istisnasız tüm yarışcılara aluminyum termal battaniye veriyorlar. Hava 20derece civarı olmasına rağmen insanlar koşuyu bitirip vücudları soğumaya başladığında üşümesin diye herkese aluminyum termal battaniye dağıttılar. Bitiş alanında ayrıca Powerade dağıtımıda yapılıyor ve aynı zamanda bir köşede "Bulgur pilavı-sosis" tabağı dağıtımı yapılıyor. Böylece kendinizi daha rahat toparlanmanızı sağlıyorlar. Güzel bir yarıştı.
Yani bence bir maratondan keyif almak isteyen herkesin koşması gerekir orada