28 Haziran 2016 Salı

MARATHON DU MONT BLANC - 80K - 6000+

 Önce biraz bu yarışa nasıl hazırlandığımdan, daha doğrusu hazırlanamadığımdan bahsedeyim.

Şubat ayı başındaki Çekmeköy 50k koşusunda sağ alt baldırda shin ağrısı peydah edince sakatlıktan çok çekmiş birisi olarak kendimi ister istemez geriye çekip 2 hafta dinlendim. ay sonuna doğru bir antrenman koşusu daha yaparak Şubat ayını 3 koşu ile kapattım.

Mart ayında Antalya 42k, Çekmeköy 50k ve Nashira 80k ile üçlü yükleme yapınca aynı ağrı tekrar ortaya çıktı. Nisan başında bir antrenman koşusu yapıp 15 Nisandaki İstria 110k yarışına kadar dinlenmeye çekildim. İstria yarışında ağrı bu sefer daha ciddi ortaya çıktı. O yarışta 57k-75k arasında çok fazla iniş çıkış olmamasına rağmen 18k mesafeyi 5 saatte ancak alabilmiş ve 75k'da yarışı bırakmak zorunda kalmıştım. Ve Nisan ayını da toplamda 1 antrenman, 1 yarış ile yani 2 koşu ile kapatmış oldum.

Mayıs ilk haftası 3 antrenman koşusu yapıp tekrar dinlenmeye çekildim 15 Mayıs'da Kazan Maratonu'na gittim. Ağrı halen oradaydı. Ne olduruyordu ne öldürüyordu. Yol maratonu bir patika yarışı için ne kadar kıstas olabilirdi bilemiyordum. O yüzden kendimden tam emin olamıyordum ve tekrar dinlenmeye çekildim ve Mayısı da 4 koşu ile kapatmış oldum.

Haziran ortasında pasımı atmak için 3 defa 5k koştum. Bizimkisi halen oradaydı. AMA BEN BU YARIŞI İSTİYORDUM. Yarış tarihine kadar tekrar koşmadım.

Bunca antrenman eksikliğime rağmen ve sakatlığımın devam etmesine rağmen malzemelerimi ve ağrı kesicimi yanıma alıp Fransa yolunu tuttum :)

Perşembe yarış kitimi aldım ve dinlenmeye çekildim. Yarış Cuma sabahı 04:00 de başlayacaktı.

Yarış start noktasında yerimi aldığımda 107'si kadın 1076 koşucunun arasındaydım. Resmi kayıtlara göre 82k mesafeli 6000+ kazanımlı bu yarışı (benim saat hem mesafe hemde kazanım için çok daha fazlasını ölçtü) her şeye rağmen koşacaktım.

İlk 2k hafif tatlı yokuş şeklinde şehir çıkışı olduğu için nispeten geniş yolda kendinize yol bulmak çok zor olmuyor (ama bunun 2 katı kişinin start aldığı 43k yarışı için aynı şeyi söyleyemem). 2k'dan sonra patika başlıyor. 1k kadar daha gittikten sonra dizilim oturmaya başladığı için daha rahat yol bulabiliyorsunuz. Ve patika ile yükselmeye başlıyorsunuz. 1000mt civarı rakıma sahip şehirden dağlara doğru yükselmeye başladıkça rakımın etkisini hissetmeye başlıyorsunuz.

6,5k'da yeşil örtü bitiyor 7,5k'da 1300mt irtifayı hali hazırda kazanmış oluyorsunuz ve kar örtüsü başlamış oluyor. 1,5k kadar da kar üzerinde çıkıyorsunuz ve 9k mesafede aralıksız 1500mt yüksek kazanımı yaparak 2461 rakımlı Brevent noktasına ulaşıyorsunuz. 9k boyunca aralıksız çıkmak ve yüksek irtifa insanı nefessiz bırakıyor. Ama zirvenin manzarası mükemmel :)

Buradan inişe geçiyorsunuz. Kar üzerinde 2k kadar gidip Altitude 2000 isimli (yaklaşık 2000 rakımda) CP'ye geliyorsunuz. Burada kar örtüsü kendisini toprak örtüye bırakıyor. Bu geride bıraktığınız kar üzerindeki 2k çıkış ve 2k iniş esnasında ayakkabınız yeterince tutunma sağlayamıyorsa çok ciddi zorlanabilirsiniz. Bende Hoka'nın en büyük dişli modeli Speedgoat olmasına rağmen tutunma problemleri yaşadım. Buradan 2k kadar toprak yoldan sert inişle 1800 rakımlara inip tekrar yükselmeye başlıyorsunuz. Muhteşem manzaranın eşliğinde yavaş yavaş yükselip 20k civarında 2115 rakımlı Tatu aux vent zirvesine gelmiş oluyorsunuz.

20k içerisinde 2 tane 2bin rakım üzeri 2 zirve görüp 2000+ kazanım doldurmuş oluyorsunuz. Yarışın kolay geçmeyeceğini yavaş yavaş hissetmeye başlıyorsunuz. Bu bölgeler rakım gereği pek ağaçlı değil. Taşlık zemin çok fazla. 1700-1800 rakım civarına kadar ağaç var. Sonrasında ağaçlar bitiyor ve toprak azalıyor. 2000 rakım civarında da toprak bitiyor, zemin genelde taşlık haline gelip kar örtüsü yavaş yavaş başlamış oluyor.

Sonrasında 6k sert bir inişle 26k Le Buet 2.inci CP'ye geliyorsunuz. Muhteşem bir orman yeşilliğinin içindeki bu şirin köydeki ortam insana kendisini hayrak bıraktırıyor.

Antrenman eksikliğimi inişlerde koşarak kapatmaya çalışıyordum. Oldukça sert inişlerdi. Bende yavaş koşmama rağmen bu kısımlarda dahi inişleri yürüyerek inenler olduğu için onları geçebiliyordum. Yokuşlarda nispeten yerimi koruyabilsemde sert yokuş geldiğinde antrenman eksikliğim yüzünden geçiliyordum.

Buradan 5k mesafede 750+ kazandıran sert bir yokuşla karşılaşıp 2000 rakımlı Loriaz'a ulaşıyorsunuz. Normalde orijinal rotada buradan devam edilip 2600 rakımlı bir zirveye çıkmanız gerekiyor ama bu bölge çok karlı olduğu rota değiştirildi. Bunun yerine 4k kadar bir iniş yapıyorsunuz. 3k mesafede yaklaşık 700mt irtifa verdiğiniz bu sert inişle 1300 rakımlarda yeşillikli bir vadiye iniyorsunuz.

Bu vadiden sonra 3k mesafede yaklaşık 750mt irtifa kazanmanız gereken oldukça sert bir yokuşla karşılaşıyorsunuz. Burada hem güneş yükselmişti hemde vadi oldukça havasız olduğu için sıcak hava fazlasıyla işi zorlaştırıyordu. Öyle ki 150 nabızla gitmeme rağmen 30:00 civarı pace ancak  yapabiliyordum. Sonlara doğru her 50mt'de bir kenara çöküp kalmış, soluklanan koşucular görmeye başlamıştım. Elinizi uzattığınızda taşlara dokunabildiğiniz sert ve kırıcı bir yokuştu.

39k'da bulunan Emosson barajının yanındaki 3.üncü CP'ye geldiğimde kendimi oldukça dermansız hissediyordum. Burada biraz atıştırıp, nefeslenip fazla oyalanmadan ayrıldım.

Buradan sonra çıktığınızdan çok daha sert bir inişle 3k mesafede 800mt irtifa vererek 1150 rakımlarda Chatelard köyüne iniyorsunuz. Burada Milka reklamlarındakine benzer devasa çanları olan otlayan inekleri görmek hoş bir sürpriz oldu.

Buradan sonra arada küçük inişleri olsa da tamamına yakını sert çıkış olan bir 6k'lık yokuş ile 2322mt irtifadaki 48k'da ki Tête de l’arolette zirvesine varıyorsunuz. Buradan sonra biraz rahatlıyoruz, çünkü iniş başlıyor. 7k'da 850mt irtifa veren bir bir inişle Le Tour CP'ye geliyoruz. Buralardaki inişlerde dahi koşucular oldukça halsiz oldukları için çok yavaş bir tempoda iniş koşmama rağmen pek çok kişiyi geçmiştim çünkü tamamı yürüyordu.

Buradan sonra yol biraz düzleşiyor. Genelde hafif iniş, arada hafif çıkışlar yaparak 10km yol alıp 65k Su noktasına ulaşıyorsunuz. Bu noktaya geldiğimde saat 21:30'u biraz geçmişti ve karanlık basmıştı artık. Aldığım fazlaca ağrı kesici yüzünden ufak çapta bir mide kanaması geçirip bu noktada biraz kustum. Biraz su ve kola midemi toparlamam gerekti.

Bu noktaya gelinceye kadar yarışın başından beri yüzlerce kişi geçmiştim belkide. Ama 22:00 civarında buradan çıkarken arkamda kimsenin kalmadığını öğrendim. Kimse yoktu. Çünkü o yüzlerce kişiyi bu amansız yarış çoktan sindirmişti.  Gücüm tükeniyordu, arkamda kimse kalmamıştı ve önümde son CP'ye varmak için 6k mesafede 820mt irtifa kazanmam gereken oldukça dik bir yokuş vardı. Tünelin karanlık tarafının bana aydınlık uçtan çok daha fazla yakın olduğunu hissedebiliyordum.  Bana düşen yol almaktı artık ne pahasına olursa olsun. Biraz yavaşda olsa tırmanmaya başladım. İçimden "adım atamayacak duruma geldin evlat, CP'ye gelince bırak gitsin" gibisinden sesler çıkmaya başlasa da bir tarafım halen pes etmemeye çalışıyordu.

00:40 gibi son CP Montenvers'e ulaştım. Burada hemen birşeyler atıştırmaya başladım. Sıcak çorba iyi geldi. ikinci bardak çorba ile biraz kendime olan güvenimde gelmeye başladı. 01:00 gibi CP'den ayrıldım. Zaten 01:15 cutoff saatiydi.

Buradan sonra gerek çorbanın verdiği enerji ile gerekse 5k mesafede sadece 300mt irtifa alan yokuşun kırıcı olmaması nedeniyle önümdeki koşuculardan yakalayıp geçmeye başlamıştım. 75k'daki 2200 rakımlardaki karla kaplı zirveye geldiğimde artık şehri görüyordum. Artık bitişin kokusunu alabiliyordum. Arkamda 6000+ irtifa kazanımı bırakmıştım ve bundan sonra artık yokuş yoktu. Ama 6,5k mesafede 1150mt irtifa veren aralıksız iniş o kadar da masum değildi.

Yapabildiğimce yokuş aşağı koşmaya başladım. Paldır küldür iniyordum ve yolda birer ikişer koşucuları yakalayıp geçmeye devam ediyordum (sonradan kontrol ettim ve paldır küldür kendimi uçuyor hissettiğim yokuş aşağı koşumun pace değeri meğerse ancak 14:00 15:00 civarındaymış :D ) . şehir yaklaşıyordu ama iniş bir türlü bitmiyordu. Ben indikçe sanki şehirde iniyor gibi bir hisse kapılmaya başlamıştım. İçimden söylenmeye başlıyordum ki 6,5k süren iniş nihayet bitti ve son 500mt lik beni bitiş çizgisine götürecek olan şehir sokakları gözüktü. Yavaşda olsa, ve hafif yokuşda barındırsa bu son 500mt nin tamamını nasıl koşabildiğimi ben dahi anlamadım ve kendimi bitiş çizgisine attım.

Gerçekten güzel bir organizasyondu ve çok eziyetli ve de çok keyifli bir yarış oldu. İnişlerde ve CP'lerde kullandığım tecrübelerim ve stratejilerim sayesinde bitirebildiğim, herkese tavsiye edebileceğim bir yarış oldu.

Bu yarışa girecek olanlara tavsiyelerim; burada yapılan diğer UTMB yarışlarının mesafesi bundan daha uzun olsa da birim mesafe başına yükseklik kazanımı hiçbirisinin bu yarış kadar fazla değil.  Yani bu yarışın çıkışları da inişleri de daha dik. Örnek vermek gerekirse 140km lik 2016 İznik Ultra'nın Km başı ortalama yükselik kazanımı 22mt civarındayken bu yarışın Km başı ortalama yükseklik kazanımı 73mt civarında. Yeterli antrenmanınız yoksa yokuşlarda çok zorluk yaşarsınız. Aşırı dik inişlerde koşabilmeyi öğrenmessiniz bu yarışı bitiremessiniz. Dizlerinizi yeterince güçlendirmeden bu inişleri koşarsanız da dizlerinizi sakatlayıp yine bu yarışı bitiremessiniz. Yani yeterli yokuş antremanı, dik inişlerde koşu tekniği, diz güçlendirme antrenmanları, CP beslenme stratejileri konularını tamam ederseniz bu yarışı keyif alarak sağ salim bitireceğinizden eminim.

kendinize iyi bakın

2 yorum: